Kathi iki yıl önce Almanya'da katıldığım öğrenci değişim programında tanıştığım öyle peri masallarından çıkma hariciyede melek, dahiliyede şeytan bir hatun. Kathi'nin bir ikizi vardır, erkek ikiz kardeşi Trajan ve o da bizim sağlam kankalardandır. Ayrıca abisi Enrico da tanıdığım en kral Almanlardan biridir. Bir şey sormadan, muhabbeti başlatmadan muhabbete başlayan nadir Almanlardandır kendisi. Sanırım bunda bir Türk ile evli olmasının da etkisi var. Enrico'nun eşinin adı Zehra ve Kathi'nin yengesidir. Die Familie Entschew komple bizim kankadır yani.
Geçen yaz Trajan gelmişti ve yaklaşık 15 gün İstanbul'da bizimle takılmış, pek bi memnun Almanya'ya göndermiştik. Trajan'ı eğlendirmek çok kolay, sabahtan akşama, akşamdan sabaha iç, Beyoğlu barlarından Kadıköy barlarına geçerken çocuk ayılmasın diye vapurda da bira içir, malüm açık hava çarpar, ayılır mayılır, barlarda Türk kızlarla tanıştır, sonra bak keyfine, Trajan korkunç eğleniyordur zaten. Sabaha karşı bir de midyeci, kokoreçci ziyareti yaptık mı değmeyin Trajan'ın keyfine. Katherina'yı da öyle sandık, değilmiş.
Benim Kathi'ye bir boğazda kahvaltı sözüm vardı, nerden verdiysem, bu Ağustos ayı içinde bana Kathi'den bir email:
Önder 4-11 Eylül tarihleri arasında Türkiye'deyim, görüşelim.
Benden Kathi'ye bir e-mail: Görüşelim, programın ne?
Kathi'den bana bir e-mail: Program mrogram yok, tek başına geliyorum, şu an zaten Bulgaristan'dayım, sen ne yapalım dersen o!
Benden Kathi'ye e-mail: Tamam o zaman, atla gel, ben sana bir program uydururum. Takılırız bir hafta beraber.
Özgür 93 abimi arıyorum ve "ne demek Önder'cim istediğin kadar kalabilirsiniz" diyor. Daha sonra 1 hafta boyunca İstanbul'a kapatmayalım kızı diye biraz da Ege sahillerine götürelim, görmediği Kuşadası, Çeşme, Efes, Selçuk, Şirince oraları gösterelim mantığından büyük tarih ve felsefe düşünürü Ege Üniversitesi tıp öğrencisi Cihan Güvel 98'i arıyorum ve 3-4 gün Lombak'taki "Cihangir'de bir ev" karikatürlerine benzeyen evi ve muhabettlerine talip oluyoruz, aynı cevap "ne demek kardeş, istersen Verheugen'i de getir" diyor ve rezervasyonlar yapılıyor ve iş Kathi'nin gelmesine kalıyor.
Kathi o akşam saat 7:00 gibi Bulgaristan'dan gelen bir otobüs şirketiyle geleceğini söylüyor bana, fakat otogara vardığımda o otobüsün en erken 10:00 gibi geleceğini söylüyorlar bana ve zaten 06:00’da gitmiş olduğum otogarda, 4,5 saat bekliyorum ve saat 10:30 gibi Kathi'nin otobüsü geliyor. Sınırda işlemler uzun sürmüş her iki tarafta da ve anca gelebilmişler. Kathi aynı Kathi, iki sene önce Almanya'da bıraktığım gibi, saçları sadece biraz daha uzamış, ama hala peri masallarından çıkmış gibi. Sarılıp öpüştükten sonra bana ilk söylediği "Önder ben çok acıktım, gidelim bir şeyler yiyelim". Nerden bilebilirdim ki bu lafı akabindeki bir haftada bana söylemesini bu kadar çok isteyeceğimi. O günden sonra bana bir kere daha söyledi bu lafı ve başka da söylemedi. Taksim'e geldik, karnımızı doyurduk, Almanya'dan, bizim son değişim programından, Trajan'dan, Enrico'dan, Zehra'dan, ne yaptık ne ettik onlardan, üniversitede okumak istediği Türkoloji’den ve Rusça'dan ve daha bir çok şeyden muhabbet koyduk ve "jetzt können wir nach Hause gehen" deyip Özgür 93'ün evinin yolunu tuttuk.
Vardığımızda Özgür de daha Antalya'dan yeni dönmüştü, o da Kathi gibi rötar yapmış, uçağı iki saat geç havalanmıştı Antalya'dan. Kathi Özgür'ün evini, özellikle de kapılarda asılı Noel ıvır zıvırlarını çok sevdi. O gün biraz Özgür ile geyik yaptıktan ve Özgür'ün dev ekran sinevizyonunda bir kaç aptal klip izledikten sonra duşumuzu alıp yattık.
Sabah oldukça geç kalkıp Özgür, ben ve Kathi hep beraber Ortaköy'e kahvaltı yapmaya gittik, daha sonra bize Dirim 91, Bediz 90, Türkü 87, Alpaslan 89 4 ve birbirinden güzel 3 kızı da katıldı, anlaşılan o gün Alpas abi çocukları anneannelerine atamamıştı. Ortaköy'de geyik eşliğinde kahvaltımızı yaptık, Kathi her ne kadar izleme modunda olsa da Türkü ablamın sorularıyla biraz muhabbete dahil oldu. Dirim abimin içki masasında arkadaşlarıyla alem yaparken evlenme yıldönümünü annesinin telefonuyla hatırlayıp paldır küldür eşine koşan arkadaşının hikayesiyle de yarıldık hani, yarılmadık değil. İçel Anadolu Lisesi mezunlar geyiği yaptık ve dernek yeri seçme işini de orada kararlaştırdık. Bediz abi her defasında olduğu gibi bu seferde şu kuşgözlem işi ayağına nasıl bu kadar gezdiğime dem verip, bana hayran olduğunu bir kez daha belirtti.
Öğleden sonra ben ve Kathi oradan ayrılıp tarihi yarımadaya, Sultanahmet'e doğru yola çıktık, Kathi buraları daha önce görmüştü, ama yapacak da pek bir şey olmadığından tekrar oralara takıldık, bu arada Kathi hiç susmuyor, devamlı konuşuyor, ben dinliyorum, devamlı bir şeyler anlatıyor, ne bileyim o günlerin kıymetini, insan bir şeyin kıymetini olunca anlamazmış zaten. Neyse bu arada Haliç'e köprüye yürüdük ve köprü altında daha sonra da Nevizade'de beraber bira içip geyiğin tam dibine vurduk. Bu arada Kathi ile bir bahse girdik. Ben onun görünüşünden hiç Alman'a benzemediğini ve kimsenin tipine bakarak Alman demeyeceğini söyledim, o ise elbet bir kişi Alman olduğumu anlayacaktır dedi ve bahse girdik. Önder hiç kaybeder mi? Barda, restaurantta, yolculukta, alışverişte, arkadaşlara sorduğumuzda sonuçlar şöyle:
4 kişi Rus, 1 kişi Çek, 1 kişi Yunan, 1 kişi İngiliz, 1 kişi İtalyan, 1 kişi İspanyol
Ama bir kişi de çıkıp Alman demedi. "Yok be abi, hiç benzemiyor Alman'a". Bu deneyden biz Türklerin de diğer uluslar ile ilgili stereotype’larımızın olduğunu anladık böylece, Alman deyince sarı saçlı, mavi gözlü, beyaz tenli, yarma tip akla geliyor. Bahsi tabi ben kazandım. Kathi Rus'a benzetilmekten pek hoşlanmadı, "E kızım senin baban Bulgar" deyince "Bulgarlar da kavimler göçü ile gelen Orta Asya boylarından biriydi, sonradan Slavlaştılar" dedi. Ben şaşırdım tabi, bunu bizden başka kimse söylemez sanıyordum, meğer söylüyormuş. Bu arada Kathi'nin babası Türklerden pek hazzetmese de Enrico Zehra ile evlendikten sonra yavaş yavaş düşünceleri değişiyormuş ve Kathi'nin Bulgaristan'daki tecrübeleri de Bulgarların ulus olarak, komple bizden hazzetmediği izlenimini aldığını söyledi. Neyse biz Türkler herkesi seviyoruz. Wir lieben euch alles zusammen. Bu arada Kathi'nin babası Kathi'yi bir çingene ya da bir Yunan ile evlenirse asla affetmeyeceğini söylemiş :-)
Kathi'nin gereğinden fazla easygoing olduğunun farkına vardım, Türkçe'ye nasıl çevriliyor bilmiyorum, ama ne dersem "he" diyen bir tip. Az buçuk Türkçesi ile de beni sinir etti zaten, ne söylerseniz Türkçe "farketmez" diyor, "ben her türlü uyarım". O zaman her şeyi size bırakmış oluyor ve tam kararları onun adına da vermek zorunda kalıyorsunuz ve o karardan memnun mu değil mi diye de bir geribildirim gelmediğinden kızdan size, muallakta kalıyorsunuz. Ama İstanbul günleri çok güzeldi, en azından gülüyor, konuşuyor, sorduğunuz soruları cevaplıyor, "ja/nein" deme zahmetine giriyordu. "Ja/nein, yes/no" cevabını vermesini özleyeceğimi nereden bilirdim iki gün sonra. Ertesi gün de Antalya'da tanıştığı ve bizim de kuşgözlemci arkadaşımız olan Erhan abi ile buluşmak için Kadıköy'e geçtik, dünya küçüktü, taa Almanya'dan kalkıp Antalya'da katıldığı bir seminerde Erhan abi ile tanışıyor ve o da beni tanıyor. Beraber biraz takıldıktan sonra ben Kathi'yi arkadaşlarına hediye alması için Kapalıçarşı taraflarına götürdüm ve benim kanımca ıvır zıvır olan, ama batılılarca orientalist (doğulu) olarak algılanan bir sürü şey aldı Kapalıçarşı'dan arkadaşları için. Bu arada Kathi'den bazı önemli şeyler öğreniyorum:
-Bizim Avrupa Birliği'ne giremeyeceğimizi, çünkü sokaklardan insanlara, davranışlardan kafa yapısına kadar her şeyin çok farklı olduğunu bu ülkede, kapı komşumuz Bulgaristan'dan bile çok çok farklı olduğumuzu belirtip, "bence Türk kalın, böyle daha iyisiniz" dedi
-Erkek olmanın tek avantajının ayakta işeyebiliyor olmak olduğunu söyledi (Bence büyük bir avantaj kardeşim.
Allah-u teala sana akıl vermiyecem, ama ayakta işiycen deseydi, ben yine erkek olmak isterdim) Neyse Beyoğlu taraflarında da birer tek daha attıktan sonra eve döndük ve ben yemek yaptım, oturduk beraber yedik yine aptal klipler izleyerek. Akşam otobüsümüz vardı ve sabaha İzmir'e gidiyorduk Cihan Güvel 98, ev arkadaşları kuzeni Onur (lakabı Patoz: Biçilen ekini sap ve başaklarına ayırıp, samanı püskürten tarım makinası, akşama kadar evde oturup, yemek yediği için Cihan tarafından konulmuş isim) ve Love me tonight Cemal'e.
Aslında kızı bu eve götürüp götürmemek de oldukça kararsızdım, çünkü Cihan'ın Kathi'yi maymun edeceğini biliyordum ve de öyle oldu. Yalnız Kathi çetin ceviz çıktı. Cihan Güvel 98 tıp öğrenciliğinin yanında, büyük tarihçi ve felsefe düşünürüdür. Bugüne kadar "Ekvator ikliminde devrim yapmak kolaydır, sıkıysa Munzur'un ayazında yap; Sentetik kumaştan devrimci montu olmaz; Muson iklimine kız verilmez ve I love you PAXIL" adında yayınlanmış 4 kitabı vardır :-)
Kathi ile tanıştıktan 15 dakika sonra Cihan Kathi'nin notunu verdi, "Deyzoğlu (teyze oğlu), ne bileyim Alman kız getircem deyince misafir, biz de sarışın mavi gözlü, salak bir şey getirecen, biz de dalgamızı geçeceğiz sandık, şuna baksana güzel olduğu kadar, zeki de, ne dersem anlıyor, sakın Türkçe de biliyor olmasın, sonra bizi maymun etmesin bu" . O gün tesadüf Ahmet (Kado) de Cihanlardaymış, sınav için gelmiş, o gün de oradaydı, Cihan ev halkını tanıtıyor tabi Cihanca:
Kathi, bu Ahmet ama biz ona Kürtçe kanka manasına gelen Kado deriz, kendisi Kürttür. Siz Avrupa'da çok seversiniz bunları, allasen şu kıllı yaratığın nesini seviyorsunuz, zaten Ahmet artık Türk olacak, hükümetimizin "Her eve bir Kürt" projesi kapsamında Ahmet'i bizim eve verdiler, biz de asimile edip, Türkçe öğretiyoruz, durma git Verheugen'e şikayet et, koş koş. (yarılmalar, gülmeler)
Bu Cemal, senle pek konuşacağını sanmam, onun uzmanlık alanı Alanya'daki Polonyalı kızlar. Polonya'da kendisi Love me tonight Cemal olarak bilinir, kendisi plajda su yatağı üzerinde Polonyalı kız kesme uzmanıdır, üzerine tanımam.(yarılmalar, gülmeler)
Bu da Onur, nam-ı değer Patoz, evde akşama kadar yiyip, sindirip, çıkarttığı ve uyuduğu için ben kendisine bu ismi taktım, ben çok severim kendini, çok tatlıdır, aynı zamanda benim kuzenimdir, sırplık da vardır bunda, anası o taraftan gelme, baksana gözler mavi, saçlar kumral, (bu sırada Onur'u öpüyor), sanmayasın ki biz ****yiz, biz hep böyleyiz. (yarılmalar, gülmeler)
Artık Kathi'yi Cihan devralıyor ve geyik tufanı başlıyor. Cihan Kathi'nin Türkler ve Türkiye hakkında bu kadar çok şey bildiğini bilmediği için, büyük şaşkınlık yaşıyor ve "oğlum bu kız her boku biliyor, İbrahim Tatlıses'i bile, biz nasıl neşemizi bulacağız, zeki de anam, ne söylersek tak lafı koyuyor, bence bu kız Türkçe biliyor oğlum, yemiş seni" O gün kordon ve Alsancak'ta takılıyoruz, akşam da ben Cemal ve Kathi Repertuar Köpekleri’ni dinlemeye Bornova'da bir bara gidiyoruz, oldukça eğlenceli, herifler süper çalıyor ve coşturuyordu valla.
Ertesi gün bir araba kiralıyoruz ve lay lay lom hep beraber Efes, Kuşadası, Çeşme, Selçuk, Şirince gezmeye başlıyoruz, yolda Cihan "yıkılıyo buralar yıkılıyo, her gün peşime bıyıklı takılıyo" şarkısını söylüyor arkada kulağımın dibinde, Kathi yanımda radyo istasyonu bulmaya çalışıyor Cemal, Onur ve Cihan'ın bağrışmaları arasında. Yalnız anormal bir durum, o gün sabah uyandığımızdan beri Kathi benimle konuşmadı, bana gülümsemedi, bir "guten morgen" bile demedi. Neyse dedik ve sürdük Selçuk müzesine, güzelce gezip, o taşları falan her şeyi gördük. Yine bazı lahit ve heykellerde Türk Çimentaş çimentosunu ve İskenderun demir-çelik'in demirlerini görmek insana ayrı bir gurur ve sevinç verdi ve dünya antik tarihine katkımızdan dolayı bir daha mutlu olduk. "Meryem Ana'ya götürelim, hacı olsun Kathi" dedi Cihan. Ben de "Onun Allahla kitapla işi olmaz, kendisi şeytanın dünyaya melek donunda inmiş halidir" deyince Cihan bir sümme haaaaşa çekti. Ordan yardır Şirince'ye, yani şarapları ve gözlemesiyle meşhur eski Rum köyü Çirkince'ye şarap tatmaya ve gözleme yemeye.
Arabayı park ettim ve hep beraber tepeden köyü çok güzel gören bir gözlemeciye çıktık, bu arada Kathi hala nemrut bir durumda. Sorduğumda bir şeyim yok, ben gayet iyi eğleniyorum dedi. Pek öyle görünmüyon ya hadi neyse dedim. Cihan'lar da durumu farketmiş bu arada, onlar da bana soruyor bir şey mi oldu diye, ben de onlara soruyom "kıza bir şey mi dediniz lan?" diye. Neyse biz Türk geyik moduna döndük, o sırada Onur köy evinin tepesindeki bir çardağı gösterdi ve dedi ki:"Şuraya bak lan, ne güzel esiyor, atacan iki tane Remeron (uyku ilacı), yatcan 3 gün, daha ne isterim be Allahımdan" Gözlemeleri yiyoruz ve Cihan başlıyor anlatmaya; "Deyzoğlu aldın mı böyle Kathi gibi bir gavur kızı alacan, şuna bak hiç sesi çıkıyor mu, ne bir şikayet, ne bir kapris, şimdi bu bir Türk kızı olsaydı da görseydik ebemizin hörekesini, vay hava, vay şikayet, vay kapris, oraya gitmem, buraya giderim, ay topuğum kırılır, yok onu yemem, bunu yemem, şuna bak gözlemeyi neyli alırsın diyon, farketmez diyor, ne güzel" Bir de somurtmasa dediklerim güzel şey Cihan da, somurtuyor kız işte.
Neyse oradan Efes'e yollandık. Ben biletleri alırken Kathi sen geri de dur dedim ve 5 bilet aldım. Bu arada Türk vatandaşı 3.000.000, gavurlar 15.000.000. Bileti veren kız Kathi'yi gösterdi, bayanın kimliğini görebilir miyim, Türk mü dedi? Ben ondan sonra başladım Kathi için de TC vatandaşı ödemek için tezlerimi sıralamaya:
1) Nişanlıyız, evleneceğiz Türk olacak
2) Babası Bulgar, onlar da Türktü
3) Atatürk "Bir Türk dünyaya bedeldir " dememiş miydi, ama görüyorum ki 5 Türk bir Alman anca ediyoruz
4) Bu yaptığınız tamamen ırkçılık, nerde bu devlet nerde bu hükümet
Biletçi karı hiç tınmıyor ve 15 milyon Kathi için kesiyor ve ben de ödüyorum. En son Cemal tam Türkvari bir tezle sahneye çıkıyor:
1) Turizm bakanı Erkan Mumcu benim Isparta Yalvaç'tan hemşerim olur. (Harbiden de öyle yalnız)
Biletçi kadın "Eeeeee" diyerekten bu tezi de çürütüyor. Ödedik bir kere 15.000.000 Kathi için, neyse bu sırada Cihan Kathi'ye Türk gibi olma, Türk kızı gibi davranma, alınma salınma kursları veriyor:
-Kathi'cim bak, böyle mel mel bakıp süzülme, bu güzellik çöpe atılmaz. Senin yaşında senin güzelliğinde bir Türk kızının yaklaşık 1 km kadar yanına yaklaşılmaz yüksek hava asıncından dolayı, alınmalısın salınmalısın, şu hokka burnunu kaldır bakayım, ha şimdi de küçük dağları ben yarattım, büyükler Bismark Paşa'dan kaldı edasıyla yürü ki seni de Türk kızı sansınlar, 15.000.000 ödemeyelim bir daha. Unutma ki sen kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmalısın.
Biz yine gülme krizlerindeyiz. Kendi kendime ne iyi etmişim de buraya çocuklarla gelmişim, yoksa Kathi ile gelsem ben herhalde ölürdüm sıkıntıdan ve bunalımdan. Ertesi günün aynen işte öyle olacağını nerden bilebilirdim. Oradan Kuşadası'na Kadınlar plajına gidiyoruz, Cihan ve Onur yüzmek istemiyorlar ve ben, Cemal, Kathi plaja iniyoruz. deniz oldukça dalgalı olmasına rağmen oldukça eğleniyoruz. Yalnız Kathi de pek bir değişme yok, arada bir tebessüm ediyor, Cihan'ın da dikkatini çekmiş ki o da sormuş Kathi'ye "bir şey mi oldu?" diye ve bana söylediklerinin aynısını ona da söylemiş. Bu arada Cihan'ın şeytanlığı devreye giriyor ve Cemal'e şantaj fikri akla geliyor. Onur dijital kamerasını alıyor ve ben de Cemal'in İngilizcesinin oldukça kötü olmasından faydalanıp Kathi'ye Cemal'le samimi pozlar vermesini istiyorum ve akşam kız arkadaşı Zerrin'e göstermekle tehdit edip şantaj yapacağımızı söylüyorum. Kathi hemen köfteyi kapıyor ve fotoğraflar çekiliyor, Cemal de keriz keriz Kathi ile poz veriyor plajda. Cihan da yanımda "Zittim ebeni Cemal, daha doğrusu Zerrin zitti ebeni" diye söyleniyor. Akşam oldu, Kuşadası'nda birer kahve de içtikten sonra İzmir yolunu ele aldık. Yolda radyo kanalları iğrenç olduğundan Cihan "kapatın lan ben söylüycem" dedi. Tam "Ciao bella" yı söylüyorduk ki, Kathi Almancasını söylemeye başladı ve hepimiz sustuk ve Kathi'yi dinlemeye başladık. Kathi'nin çok güzel sesi olduğunu taa Almanya'dan biliyordum, ama bana hiç şarkı söylemediği için unutmuşum işte. Ağzı açık Kathi'yi dinledikten sonra Cihan'dan yorum şu:
"Helal olsun lan kıza, Almanca gibi bir dili bile ehlileştirdi kız"
Bu arada Kathi ile lisede öğrendiğimiz Almancayla konuşmaya çalışıyoruz, fakat hep Nazi SS subayı kıvamında konuştuğumuz için Kathi Almanca konuşmamızı istemiyor . Cihan bu arada Kathi'ye ticari bir teklifte bulunuyor:
Cihan: Şimdi Kathi, duyuyoruz ki Almanya'da benim gibi kara kaşlı kara gözlü yağız Türk delikanlıları acayip prim yapıyormuş ve böyle çok zengin oma (büyükanne)'lar varmış ve onlar da benim gibi gençleri çok seviyorlarmış. Şimdi ben sana bıyıklı bir fotoğrafımı vercem, sen de bana oradan bir ayağı çukurda çok zengin bir oma bulacaksın, ben evlenecem, oma ölünce mirasın %25'i senin, anlaştık mı?
Kathi: Aslında kuzeyde ve küçük kasabalarda öyle tiplere talep çok, çünkü büyük şehirlerde her yerde Türk var ve istemediğin kadar senin gibi tiplerden bulabilirsin. Bir de oma'lar İngilizce konuşamazlar, nasıl anlaşacan?
Cihan: Vücut dili
Kathi: Bir de o oma’ların bazı ihtiyaçları olur, onları nasıl karşılamayı düşünüyon?,
Cihan: Poşet geçircen kafaya
Yarılma ve kopma devam ediyor tabi bizde. Neyse o akşam Cihan'ların tıpçı kız arkadaşlarına gidiyoruz yemek yaparlar umuduyla, ben her ne kadar aç olmasam da, açıkçası Kathi ben de pek iştah bırakmamıştı,yine de gidiyoruz hiç olmazsa çay içeriz diye. O akşam ertesi gün beraber gideceğimiz Çeşme'nin bana zehir olacağını anladım. Gonca'lara vardığımızda Cihan'ın itelemesiyle Zerrin, Berna ve Esin bize yemek yapmaya başladı, Gonca nöbetteymiş, intern olmuş hastanede. Cihan önce bana döndü Türkçe:
"Deyzoğlu, şuna bak oturdu oraya lök gibi, hiç elini bir işe de bulamıyor" ve sonra Kathi'ye ingilizce:
"Kalk hadi sen de mutfağa, Almanya değil burası, hizmet et bakayım"
Ve Kathi gülümseyerek mutfağa cacık yapmaya geçiyor. Kathi benim sorularıma cevap vermez, ya da yarım ağızla cevap verirken Cihan'la konuşuyor. Sanki bana bir garezi var gibi bir hali var. Gerçi daha sonra onlarla da pek konuşmaz oldu. Cihan bana "Deyzoğlu Allah kolaylık versin, bu kız seni kanser eder" diyor ve ben de bunun farkındayım. Kanser oluyorum yavaş yavaş. "Aç mısın Kathi, kızlar yemek yapalım diyorlar" diye sorduğum da bana "hayır değilim" diyen kız yemek yapıldıktan sonra iki koca tabak yemek yedi, ben de yemiş kadar oldum.
Kızlar o gece benim ve Kathi'nin kendilerinde kalmamızı istediler, fakat Kathi Cihan'lara gidelim deyince eve döndük, halbuki kızların evi Cihan'lardan daha hijyendi. Onun kadar güzel uyuyan bir yaratık daha görmemiş olsam da, uyanınca bana işkence edeceğini adım gibi biliyordum. Ertesi sabah uyandığımızda Kathi yine aynı nemrut ruh halindeydi. Gün beraber Çeşme'ye gitme vaktiydi, bu sefer çocuklar gelmiyordu ve Kathi ile orada iki gün geçirmeyi planlıyorduk. Ben o sabah arabayı iade ettim ve beraber atladık otobüse ve Çeşme yolunu tuttuk. Evden çıktık, Ilıca'ya varana kadar tek bir kelime yok, uyuyan ya da etrafı seyreden bir varlık yanında ve ben "niye ordayım, bu işkenceyi neden kendime yapıyorum" diye kendi kendine sorup duruyorum. Ilıca'ya vardık ve pansiyon'a yerleştik, daha sonra bikinilerimizi giyip plaja gittik, tabi ben bikini giymedim normal olarak :-) Kathi'nin bana o işkenceyi yapacağını bildiğimden, sıkılmamak için yanımda kitap getirmiştim ve plajda güneşlenirken onu okumaya başladım. Bu sırada Kathi gecede geç yattığımızdan uykuluydu ve plajda güneşin altında uyuyakaldı. Aradan 3 saat geçti bu uyandı. Bu sürede ben de kitabı bitirmiş, yüzüstü yatıyorum, ama kafama gömleği geçirdim. Biraz da ben kestirdim ve uyandığımda hava çok soğumuştu ve plajda kimse kalmamıştı. Uyandığımı belli etmedim ve gizli gizli Kathi'yi izlemeye başladım, dur bakalım ne yapacak diye. Hava biraz daha soğudu, bluzunu giydi, öyle oturdu bir süre. Hava daha da soğudu, rüzgar hızını arttırdı, bu sefer pantolonunu da giydi, ve havlusunu topladı ve yine oturdu. Benim de götüm donuyor bu arada, ama deney yapıyorum ya, "du bakalım ne zaman Önder kalk gidelim" diyecek diye bekliyorum. Saat 18:30 oldu, 19:00 oldu, hava kararıyor artık, Kathi'den ses yok. Bana geldiler ve kalktım başladım ağzıma ne geldiyse söylemeye;
"Yaw ben sana ne yaptım, bu işkenceyi hak edecek ne yaptım ben sana, şurada götün donuyor, kalk gidelim demiyorsun, iki gündür bana ne bir günaydın diyorsun, ne konuşuyorsun çok mecburda kalmadıkça, ne evet/hayır sorularıma bile cevap vermiyorsun, bir gülümsemedin bile iki gündür. Senden hiçbir geribildirim almadığımdan doğru mu yanlış mı yapıyorum onu bilmiyorum, konuşmak istediğimde çekip gidiyorsun, dinlemek bile istemiyorsun, "leave me alone" deyip işin içinden çıkıyorsun, ne yapayım ben sana şimdi, bırakıp gideyim mi (bırakacağımdan değil de işte), ben böyle bir işkenceyi hak etmedim"
Susuyor önce, sonra "beni bırakma" diyor ve kendisi açısından her şeyin iyi gittiğini, gerçekten eğlendiğini, bunu bu kadar sorun etmememi istiyor. Kalk pansiyona gidiyoruz diyorum ve pansiyona varana kadar çok sinirli bir şekilde yürüyorum, hatta bana yol soran yaşlı teyzeye Kathi'yi göstererek "Ben buranın yabancısıyım, ona sor" diyecek kadar. Pansiyona vardığımızda ben yatağa uzanıyorum, sinirden az önce plajda bitirdiğim kitabı yeniden okumaya başlıyorum ve Kathi'ye duş almasını söylüyorum. O da duş almak için banyoya giriyor, ama bir dakika sonra çıkıyor aynı benim ona plajda yaptığımı şimdi o bana yapıyor, bağırıyor, çağırıyor, resmen kız bana saldırıyor. Ne dediğini hiç dinlemiyorum bile, ama zevkten ölüyorum konuşuyor, bağırıyor çağırıyor ya, varsın sövsün, neyse hatun bağırdı çağırdı, zehirini saçtı ondan sonra gülümsemeye başladı tam iki koca günden sonra ilk defa. Ben de gülümsemeye başladım, artık gülümsüyorduk ikimizde. Ve ilk geldiği gün söylediği şeyi tekrar söyledi:
"Acımdan ölüyorum, duşu sonra alırım, hadi gidelim bir şeyler yiyelim"
O gece restorantta, barda, yolda sokakta hep konuştu, hiç susmadı, ta ki yatana kadar. Çıkardığım kavga işe yaramıştı ve ben dinledim, o anlattı, ben dinledim, o anlattı. Sabah uyandığımızda Kathi yine aynıydı, "guten" kelimesini duydum, "morgen" kelimesini uyamadım. Noluyordu bu kıza, gündüz Alman domuzluğu, gece Bulgarlığı mı tutuyordu. Çıldıracam yaw. Neyse İzmir'e geldiğimiz gibi döndük. Cihan'lara vardığımızda bu Almanya'ya dönüşü için uçağını kontrol etti. Ve bomba !!! Uçağı cumartesi değil pazartesiymiş ve Cihan'ın deyimiyle "Sen şeyi tam yedin kardeşim ve bu kız 2 iki gün daha kalırsa sen ince hastalıktan gidersin" . Kalacak tabi, zamanında gel demişiz bir kere, ipleri vermişiz, sözden dönmek olmaz. Soruyorum Kathi'ye "ister iki günü İstanbul'da geçirelim, ister burada, sen seç" diyorum ve o da bir gün daha İzmir'de kalalım diyor. Öyle de yapıyoruz, biletlerimizi erteletiyorum ve ben bir arkadaşımı görmek için evden ayrılıyorum, Kathi'yi de Cihan'a emanet ediyor, yemeğini, suyunu verirsin diyorum, nasıl olsa ben sorunca konuşmuyor, sen ilgileniver, olmuşum olmamışım pek farketmiyor. Ben arkadaşımla buluşurken Cihan ile Kathi de Bornova'ya döviz bürosuna gidiyorlar, kafede oturup çay içiyorlar. Daha sonra Kathi bana Cihan'ın onun gibi bir genç kızın yolda nasıl yürümesi gerektiğiyle ilgili bir kurs verdiğini söyledi :-)
-Kathi, keep walking straight, eyes down (Düz yürü, gözler yere)
-Don't turn around (Sağa sola dönme)
-Don't look around (Sağa sola bakma)
-Don't make me murder (Beni katil etme)
Daha sonra ben de onlarla aynı kafede buluştum ve birer çaydan sonra eve döndük. Ertesi akşam Kathi ile ben İstanbul'a dönmek için hazırlanıyoruz. Ben sırf Kathi'yi uğurlamak için İstanbul'a gidiyorum, sadece hava alanından ona bir güle güle demek istiyorum, hepsi o, yoksa İstanbul'da bir işim yok. Gitmez olaydım. Kathi mevcut ruh hali ve suskunluğu ile devam ediyor ve işkence sürüyor. İstanbul otobüsüne binerken konuşmak istiyorum, konuşacak bir şey yok diyor, İstanbul'a vardığımızda ise Kathi benimle konuşacak mısın, yoksa ben gideyim mi diyorum ve sadece ağzından "leave me alone" lafları çıkıyor, ne bir allahaısmarladık, ne bir teşekkür, ne bir kendine iyi bak, ne bir görüşmek üzere. Çantamı alıyorum ve oradan ayrılıyorum, o ruh halim ve belki doğru kelime "zikilmişlikle" kafam allak bullak, hediyesini vermeyi de unutuyorum (bak mallığa bak, işkenceden dolayı bir de hediye veriyorum, onlar olsa Avrupa İnsan Hakları mahkemesine verir, sonra postayla gönderdim hediyesini arkasından hanımefendinin) ve bir taksiye atlıyorum, Erhan abiyi arıyorum, "Kathi sana emanet, bugün sen de kalacak, yarın da gönder hava alanına gitsin kendi başına" diyorum.
Kathischatz dedik, bağrımıza bastık, o da böyle yaptı. Türkü, Almanı, gavuru müslümanı tüm kızlar hepsi arızalı, sadece arızaları farklı.
Yine biz lafımızı edelim Mevlana hesabı, önce insanız, sonra da Türküz ve ben bundan da çok memnunum, sonra da enayi olsak da. Ama nedir bu Türk gençlerinin Baltacı’dan beri Katherina’lardan çektiği?